YKS’ye hazırlanmak yalnızca ders çalışmak değil; uzun süre belirsizliğe dayanmak, kaygıyı yönetmek, yeniden denemek ve yorulsanız da devam edebilmek demektir. Şimdi sonuçlar açıklandı. Aylardır sınava odaklanan zihinlerden, bu kez kısa bir süre içinde hayatlarını etkileyecek tercihler yapmaları bekleniyor.


Fakat sınavda yorulan zihinler, tercih döneminde kolayca dağılabiliyor. “Artık bitsin”, “Bir yere yerleşeyim” ya da “Bu sıralamayı boşa harcamamalıyım” düşüncesi, öğrenciyi kendisine uygun olmayan seçeneklere yöneltebiliyor. Oysa tercih dönemi, en az sınava hazırlanmak kadar önemlidir. Çünkü sınav sonucu önünüzdeki seçenekleri belirleyen bir çıktıyken tercih yapmak, bu yollardan birinde yürümeye karar vermektir.


Bu nedenle listenizi hazırlamaya başlamadan önce kendinize kısa bir düşünme alanı açın. Sonucunuz beklediğinizden düşük geldiyse hayal kırıklığıyla; yüksek geldiyse sıralamanızı en “prestijli” seçeneğe dönüştürme baskısıyla karar vermeyin. Duygularınızı yok saymadan ancak bütün kararınızı da o anki duygularınıza teslim etmeden hareket etmeye çalışın.


YKS sonucunuz, belirli bir gün ve belirli koşullar içerisindeki sınav performansınızı gösterir. Çalışma süreciniz, sınav anındaki kaygınız, dikkatiniz, zaman yönetiminiz ve o günkü ruhsal durumunuz bu performansı etkiler. Dolayısıyla aldığınız sonuç önemlidir; fakat zekânızın, yeteneklerinizin ve gelecekte neler yapabileceğinizin kesin bir ölçüsü değildir.


Bir sınavdan beklediğiniz sonucu alamamış olmanız, başarısız ya da yetersiz olduğunuz anlamına gelmez. Benzer biçimde iyi bir sıralama elde etmiş olmanız da o sıralamanın karşılığı olarak görülen belirli mesleklerden birini seçmek zorunda olduğunuz anlamına gelmez.


Tercih dönemi öğrenciler üzerinde çoğu zaman görünmez bir baskı oluşturur: “Bu sıralamayı boşa harcamamalıyım.” Oysa bir sıralamayı boşa harcamak, puanınızın yettiği en yüksek bölümü seçmemek değildir. Asıl kayıp; yalnızca sıralamanız yettiği için istemediğiniz, kendinizi tanımadan seçtiğiniz ve içinde var olmak istemeyeceğiniz bir alana yönelmektir.


Tam da bu noktada tercih sürecinin yalnızca puan ve sıralama üzerinden değil, öğrencinin kendisini ne kadar tanıdığı üzerinden de ele alınması gerekir. Tercih döneminde öğrencilere en sık sorulan soru “Ne olmak istiyorsun?” sorusudur. Ancak on yedi ya da on sekiz yaşındaki bir gencin bütün meslekleri tanıması, mesleklerin gerçek çalışma koşullarını bilmesi ve hayatı boyunca ne yapmak istediğine kesin bir cevap vermesi kolay değildir.


Çoğu zaman meslekleri gerçek hâlleriyle değil; isimleri, toplumdaki karşılıkları ve dışarıdan görünen yönleriyle tanıyoruz. Bir bölümün mezuniyet sonrasında nasıl bir çalışma hayatına dönüştüğünü, o mesleğin günlük sorumluluklarını ve gerektirdiği becerileri ancak araştırdıkça, hatta deneyimledikçe fark ediyoruz. Üstelik üniversiteden aldığımız meslek unvanı ile ileride yaptığımız iş her zaman aynı olmak zorunda değil.


Bu yüzden yalnızca “Ne olmak istiyorum?” sorusuna cevap aramak yerine başka soruların peşinden gitmek daha anlamlı olabilir. İnsan çoğu zaman yapabildiği, gelişebildiği ve kendisini ortaya koyabildiği bir işte daha fazla doyum hisseder. Bu nedenle tercih sürecinin temelinde yalnızca bir meslek adı değil; öğrencinin güçlü yönleri, ilgi alanları, becerileri ve çalışma biçimi bulunmalıdır.


Kendimizi tanımak önemli bir başlangıçtır ancak bugünün dünyasında bunun yanına farklı alanlarla ilişki kurabilme becerisini de eklememiz gerekir. Çünkü YKS bir son değil, yeni bir başlangıçtır ve üniversite yalnızca bir meslek unvanı kazanılan yer değildir. Okuduğumuz bölümün, hayatımız boyunca yapacağımız işi tek başına belirlemek zorunda olmadığını unutmamak gerekir.


Artık yalnızca okuduğumuz bölümden ibaret değiliz. Farklı alanların birbiriyle sürekli temas ettiği multidisipliner bir dünyada yaşıyoruz. Psikoloji teknolojiyle, iletişim veriyle, sağlık mühendislikle, eğitim tasarımla ve girişimcilikle kesişiyor. Meslekler dönüşüyor, yeni çalışma alanları ortaya çıkıyor ve insanlar eğitimlerini farklı becerilerle birleştirerek kendilerine özgü yollar oluşturuyor.


Bu nedenle tercih yaparken yalnızca “Bu bölümün mezunu ne olur?” sorusunu sormak yeterli değil. “Bu üniversite beni nasıl yetiştirir?”, “Bana farklı alanlarla temas etme imkânı sunar mı?”, “Kendi alanımın dışına çıkabileceğim bir öğrenme ortamı var mı?” sorularını da sormak gerekiyor.


Çünkü üniversitede kazanacağınız en önemli şeylerden biri, üniversitenin kültürü ve vizyonudur. Size soru sormayı, farklı disiplinleri bir araya getirmeyi, kendinizi ifade etmeyi ve yeni koşullara uyum sağlamayı öğreten bir üniversite; sizi yalnızca bir mesleğe değil, değişen dünyaya hazırlar. Multidisipliner bir dünyada yaşayacaksak, kendimizi de yalnızca tek bir alanın sınırları içinde yetiştirmemeliyiz.


Elbette bu karar yalnızca öğrenciyi değil, ailesini de ilgilendiren bir süreçtir. Bu nedenle ailenizi dinleyin fakat kendi sesinizi kaybetmeyin. Tercih dönemi aileler için de kaygılıdır. Ancak onların kaygısının zamanla sizin isteğinize dönüşmemesine dikkat edin. Ailenizi tamamen dışarıda bırakmak da kararı bütünüyle onlara teslim etmek de sağlıklı değildir.


Bu süreçte ihtiyaç duyulan şey; öğrencinin güçlü yönlerinin ve beklentilerinin ailesi tarafından duyulabildiği, ailenin gerçekçi kaygılarının da öğrenciyle açıkça konuşulabildiği bir karar ortamıdır. Çünkü tercih listesi birlikte hazırlanabilse de seçilen bölümde okuyacak, o üniversitenin kültürü içerisinde şekillenecek ve bu yolun sorumluluğunu üstlenecek kişi öğrencinin kendisidir.


İyi bir tercih, yalnızca bugün bir üniversiteye yerleşmenizi sağlamaz. Kendinizi henüz tanımadığınız yönlerinizle karşılaştırır; gelişebileceğiniz, değişebileceğiniz ve zamanla kendi yolunuzu oluşturabileceğiniz bir alan açar. Bu nedenle tercihinizi yalnızca sıralamanızın sizi götürebileceği yere göre değil, güçlü yönlerinizin sizi götürebileceği geleceği düşünerek yapın.


Çünkü bugün seçtiğiniz şey yalnızca bir bölüm değildir. Nasıl bir çevrenin içinde yetişeceğinizi, hangi imkânlarla karşılaşacağınızı ve kendinizin hangi hâline doğru yol alacağınızı da seçersiniz. Bütün cevapları bugün bilmek zorunda değilsiniz. Ancak seçtiğiniz yolun size yeni sorular sorma, farklı alanları keşfetme ve kendinize ait bir gelecek kurma imkânı vermesi gerekir.